Wednesday, August 16, 2006

aynı gece içinde 3 dinleniş 3 serzeniş 3 susuş ve sonuç 3 ayrı dokunuş...


Kötü bir akşam, aslında kötü bir günün devrettiği bir karanlık, arıyorsun yine, ne tuhaf... benim anladığım senin görmediğin bir derinlik var, benim derinliğim... arkaşlığıma ve dostluğuma ve kayıp olacak bana duyduğun üzüntüden bahsediyorsun, ama bir kaçak var burada benim duygu kaçağım senin anlam karmaşan ya da kaçağın... biz uzun ya da kısa bir arkadaşığın sonucu deildik. Soru işaretlerimizi ikimize ve yaşanmışlıklarımıza dair, bir biçimde cevaplara dönüştürmeye karar vermiş ve tanışmamızdan az bir süre sonra başlatmıştık adına ilişki dediğimiz bu kördüğümü.
HAtırlıyorum dediklerini " kokma, belki sen taşıyamayacaksın belki de ben, ama bilemeyiz....", geldiğimiz zamanda gördüğüm, taşınamayacak bir ağırlıktan söz edilemez ama yorulan sen oldun... biten heyecanların üzerine aldığın bir kararla dondurdun zamanı.

Bugün (17.08.06),
malum son konuşma, aradın, yaralandım...Ben arkadaş olamam, arkadaş ve dost olmak için yarım kalmışlıkları gözardı edemem.. Tüketemediğim bir şeyi öyle varsayıp seni hayatımda varedemem, eksik bir ilişkiyi diriltip, minik bir hareketle (mutasyona uğratıp) yaşatamam.... kaybetmek istemediğin dostlukla ilgili bir emek harcamamışken ben seni bende başkabir isimle varedemem...!

saat 02:00
Dikmen Şarabı, senin o herhangibir tarihte getirdiğin, içilmemiş ve birlikte içilmek üzere saklanmış -kırmızı (senin adından öte adın gibi al)... artık sen olmadığın için tek başına içilip, takvimini dolduran ilişkinin izlerini bir biçimde silmek adına açıyorum, bugünçinmiş... silemediğim mesajların da bugün için saklanmışlar, içtiğim her yudumda bir mesajını gönderiyorum hiçliklerime... baktığım son şişenin dibi oluyor, söyle bakalım nasıl bir arkadaşlık olabilir benden sana...

saat 04:00
artık herşey bir sonu netleştiriyor, şarap bitti, yazdıkların şarabı gömdüğüm yerdeler artık...
zor oldu, yaşamadığın ve bilemeyeceğin kadar zor, takvimi donduran sen oldun, bir ilişkinin bittiğine işaret eden...
yaşlarsa benim ve bana ait ne zaman istersem o zaman kurutacağım...
emin ol ki senin için zor olanın bende bir karşılığı yok, zor adına yakışır olmalı deil mi?

hissettiklerim benim için tehlikeli belki de, bana düşen basit ama acıtan bir "hoşçakal" dillendirişi...

5 comments:

nu'n said...

dondum kaldım sabah sabah be kızım. bu ne? teselli cümlesi kuramıyorum. biliyorum ki böyle zamanlarda hiç birşey teselli etmiyor insanı, aksine sinirlendiriyor. kimse ne hissettiğini, canının ne kadar yandığını anlayamıyor.

kalbin kırılmış cok hem de, ağlıyorsun, kimseyi kafan çekmiyor, uyumak istiyorsun yani ağlamadığın zamanlarda ya da hortlak gibi ayaktasın sabaha kadar kimselere göstermeden ağlıyorsun, bas bas bağırmak istiyorsun sesin çıkmıyor....

günler böyle geçip gidiyor.

ama sonsuza kadar değil, gün geliyor o da bitiyor. bakıyorsun da, hergün didiklediğin yara bi gün kapanmış. derince bi iz kalıyo sadece.

---OPTiO--- said...

böyle durumlarda ne söylenir bilmiyorum..ama seni üzenle olmaz mutluluk..üzenin ardindanda aglamya degmez bence...umarim güzel günler cok yakindadir senin icin ve seni üzmeyecek kisi biranönce calar kapini...

su said...

umalım öyle olsun

nu'n said...

canııımmmm geldiniz mi sizzzz??? oh ya nihayet, çok sıkıcıydı çookk!!!

Nilgun said...

Of of bunalima girdim yahu!