Thursday, June 14, 2007
evet yaptım
Tuesday, June 12, 2007
İ S T İ K B A L M A R Ş I 1
Sönmez buzdolabının ışığı arıza olmadıkça
O senin payına düşen, pasta börek poaça
O da senin bu da senin hepsi senindir ancak
Yapma kurban olayım spor diyet derken kendine eziyet
Ye pişir, aşır taşır olsun afiyet
Sonra okuma "su içsem yarıyor" diye lanet
Hakkındır yiyecen tabi, yemektedir asıl marifet
Ben ezelden beridir tombuldum tombul yaşarım
Hangi çılgın mutfağıma kilit vuracakmış şaşarm
Kükremiş sel gibiyim, kayberim kendimi üstünden aşarım
Düştümü Şekerim tansiyonum, köşedeki bakkala koşarım
Mabadımın dört yanı olmuşsa hamurdan duvar
Benim o mabada sebep iştahım var
Onların kalorisi varsa yerim yapmam ar
Nolmuş yani beni almazsan yar
NOT: HER HAKKI SAKLIDIR, ÖZÜME AİTTİR, YARIN ÖBÜR GÜN YOK BEN YAZMIŞTIM BENİMDİ OLMASIN,
Sibel SSular
Monday, June 11, 2007
g ö r ü r g ö r m e z, g ö r ü n ü r g ö r ü n m e z...
Geldim gördüm baktım bilemedim,
Sordum aradım taradım bulamadım
Döndüm durdum, durdum orda kaldım...
Ben bundan bişii anlamadım.
Monday, May 07, 2007
Thursday, May 03, 2007
1 mayıs vali adamı ve hipopotamlar....
Bu önlemlerde bırkın eylemcileri, bırakın kendi vtandaşını önüne ne gelirse sıkı dayaktan geçiriyor polis dedikleri, adamlar japon yapımı (orada yapıldığı için diyorum) robot (robokop) kurup kurup salmışlar, yani durdurulmaları mükün değil. JHani anlatılır da inanılmaz ya hatta şöyle diyenleri dyar gibiyim (keşke bu kısmını sesli aktarabilsem) "ama benci haklılar, sanki adamlar kendiliğinden mi yaptılar, vsvsvsvsvs...." Cevaben ve de bizat tanık olarak aynen öyle oldu, önce alanda sonra karış karış her soskakta gövde gösterileri yaptılar, fırsat bu fırsat güvenlik kuvvetleri ya arkadaşlar, alayınızı s.....cez diyorlar. Şişiliden itibaren araç verilmiyordu kendi yöntemlerimizle geçmeyi denedik, 4000 tane takviye polis ve istanblun tüm teşkilatı buraya aktarılmış, sanırsınız polis bayramı... Bir de arkadaşlar seçilip yollanmış bir hipopotam sürüsü gibiydi, sanki hormon takviyesi almışlar, bu sadece benim fikrim değil birçok arkadaş ki bunalrdan biri rkadaşım ibrahimdi ki ibrahim uzun boylu bir adam saşırmış bu hipopotamalrı görünce... Bunu neden anlattım benim kurduğum birşey deil gerçek budur diye... Alana vardık, sağdan soldan gelinip toplanaca ama ne mümkün 5 kişi toplu halde gelse ya şeltoks sıkıyorlar (biber gazı) ya da alıyorlar ki alsalar iyi, kendi alışkın oldukalrı yöntemle hallediyorlar... Kadınlara küfür ede ede, iteleye kakalaya, tartaklaya tartaklaya uzaklaştırıyorlar. Ya hepsini anladık da turistlerden ne istediniz be manyakalr diye baarmak geldi içimden... Sonra da küsüyoruz dünyaya bizi neden sevmiyorlar diye... Bir kamyon dolusu gaz getirilmiş adamalr doldurup doldurup atıyorlar, eskiden bunlar sıkmalı püskürtmeliydi şimdi menzilli yapmışlar, arka arkaya tak tak tak atıyorar biten zuladan alıp defaalarca atıp durdular.
Taksimin meydanınan ara sokaklarına girdiler sanki böcek avı.. (Bir not, M. Kgil. eşiyle yemek yiyormuş, arkadaşlar cengaver ya, yemek yiyenleri de kaldıracaklar, demiş "noldu arkadaşlar", bu cengaverlerden en cengaveri adamın suratına bir tokat indirmiş, bizim sokakta tüpçüyü çaycıyı dövdüler, hani şöyle cızırtılı bir ses var emiştim ya virütik bir ses " ama haklıla benci" evet nasıl bir haksa bu.. ŞAka gibi ama hipopotam şakası ağır oluyor... Daha bir sürü hafızalar yer edecek görüntüler var ama bu faşist uygulamayla ilk kez karşılaşmadığımız için belleğimiz pislik doldu, bunlaı ne kadar saklar bilmiyorum lakin demem o ki fena oldu çok fena... Önlemler sert oldu be vali adamı. Ama biliyordu bunun böyle olacağını vali adamı, bilerek ve kasten yaptılar.
Vali adamı ve emniyet adamı bundan kıvanç duyuyor. Bakanın biri nereye bakıyorsa artık, arayıp vali adamını önlemlerden dolayı tebrik ve teşekkür etmiş. Sonra vali adamı herzamanki pişkinliğiyle aldığı bir dizi önlemlerden dolayı (dizi dizi tabi bunlar) yaşanan arbedede eylemcileri suçladı, ortalıkta eylemci mi bıraktılar ki suçluyor ve ardından evet bazı güvenlikçiler insan üstü eşit olmayan şiddet kullandı ama genelolarak bişey yoktu gibi aptal salak bir açıklama yapıyor acaba vali adamı ordamıydı, olanları birebir takip etti mi, diye sorasım geliyor. İnsanların ağzı var konuşmak için gözü vr görmek için bu tipler iki işlevi tek bir yerden yapıyorlar doalyısıyla sonuç da kaçınılmaz olarak boktan oluyor....
Kısaca şunu söylemekle sölememk arasında gidip geliyorum ama sanırım söyleyeceğim..
yasal uyarı: vali adamı, hipopotamlar ve bunların şakşakçıları, aramızdalar, heryerdeler...
Tuesday, April 03, 2007
cam
Bir trendeyim, tren rayalrın garntisinde ben o kaygan zeminin üstünde. Sesler, kıvılcım, ateş...
varır mıyım acaba?
Thursday, March 15, 2007
Çok Geç Kalmış Olmak!!!......................
M. Luther KING.
Friday, March 02, 2007
NEYDİ!!
neye sevineceğiz, neye boşvereceğiz, ne zamana kadar çıkamayacağız sırçaköşklermizden....
dedimya sıkıldım yazarken, anlamı da yok zaten... çünkü benim için anlamı olan acının başkaları için neden bir anlmı olsun ki, ama benim canım acıdı dün akşam..
bir de sölemeden geçemeyeceğim tanrı bizleri malların gazabından korusun, hanzoların salyalarından korusun, çünkü onunla konuşurken bir sürü insanın tuhaf bakışları, "nasıl olur " içsesleri ve en trajik olanı da neyseeeeeeeee.........
A M İ N
Thursday, February 08, 2007
YARA
Wednesday, January 31, 2007
SİYAH, KARANLIK, KANLI ELLERİ VARDI ONLARIN!!!!


"DERİN" Sİyahtılar Karanlıktılar Kanlıydı ElleriO Ellerle kana buladılar...
Bir Ülkede karanfillerle karşılanıyorsa katiller ve kahraman oluyorsa
Akşlanıyorsa ve kanla besleniyorlarsa
nefretle büyütüyorlarsa ezberlerini
Ben yokum ve bu hainlikse
Ben vatan hainiyim....
Ben bu coğrafyayı başka seviyorsam ve onalrın sevgi değirmeninde öğütmüyorsam bu yüzden hainsem
evet ben vatan hainiyim
Utanıyorum
bir atmosferden soluduğumuz havadan, beslendiğimiz topraktan...
ne yazık ki bilmedikelri bişii var toprak kanla beslenmez ve soluduğumuz hava kurşunlarla kirlenir.
"Barışamadık"
ne kendimizle, ne yanımızdakiyle ne önüüzdekiyle ne sağımızdakiyle ne de solumuzdakiyle
kustuklarımız safralarımız ne cı ki kusa kusa bitiremedik.
Utanıyorum
içimizdeki pisliklerden, iflah olmaz nefretlerinden ve iflah olmaz cehaletlerinden..
bugn hala kabulse kurtlar o vadilerinde
uluma sesleri, bir türküyse bu yığının dilinde
ben vatan hainiyim.....
"Bütün insanları dostun bil kardeşin bil kızım
Sevincin ürünüdür inan nefretin değil kızım
zulmün önünde dimdik tut onurunu nefretin önünde eğil kızım"dedi babam bana
bu yüzden de hainsem varsın olayım, bu kadar insan bu yüzden hain ilan edilip hedef oldularsa varsın olalım.....
KARANLIKLAR GAYRİMEŞRU ÇOCUKLARINI ÇOĞALTTIKÇA, BU SERZENİŞ SÜRECEK VE YOLLAR UZAYACAK...!!!!
Friday, January 19, 2007
19 Ocak'ın Getirdikleri
İşte o tarihten yıllarca sonra doğan ben, bir bahar günü tanıştırılmışım zatımuhterem ile, ben öyle sıradan sade, bir kız bebesi "hııı yine mi doğdu, hıı yine kız, hıı bu ne suratsız geri mi katsak" diye 40 gün 40 gece münazaralar olmuş annesular ile babasular arasında. ama snuç malumunuz burdayım. ama konu ben değilim...
Ne diyordum!
35 yıl önce hşgelmişsin hoş bulmuşsun ki hala burdasın, iyi ki varsın ve hep olasın. Ablamsın benim gülünce karanfiller açan, seni sevmelerin bharındayım düşün ki 4 mevsim var önümüzde, de ki katlanarak büyüyor sevgiler, o ki ordasın burdayım, hep varsın hep varım, demem odur seni çok seviyorum.
Her doğum sancıyla açar gözlerini hayata, sancısız, sızısız uzun yıllar, aslolan mutluluk olsun.
Küresel ısınmaya karşı koyamıyor iklimler milenyumun görkemli çağında, değilmi ki işte yıllara meydan okuyan bir kadın var şarabi makanında ömrünün.
şarabi makam: şrap gibi demek, ben uydurdum
Saturday, December 30, 2006
para? ne ki unuttum
sayısaldan para çıksa diye ümit ederdim ama ben sayısal oynamadım, yeni yıl ikramiyesi bize çıksa diyom ama biletim yok...
para? ne ki unuttum:)))
çok acıklı bir post oldu ama yoooooo, acinin rüzgarı mı bu? hayır artık incinmiyorum, pandispanyanın arasına krema sürülünce, oluyo öyle mi, iç haberimiz yokkkkk!!!!
Tuesday, December 26, 2006
tayinimiz çıksa yine keşke...
Her aşk bir ayrılık gizlermiş, bunu daha sonra anladım, o zamanlar bu aşkın sonu evliliğe gider sanıp, küçük kadın olma hevesine eşlik ederken duygularım, ne gam, şimdi evliliklerden kaçıp, büyümüş kadın olmaya korkuyorum.
Wednesday, December 20, 2006
.... .....
O kadar da onemli degildir birakip gitmeler,
arkalarinda doldurulmasi mumkun olmayan bosluklar birakilmasaydi eger.
Dayanilmasi o kadar da zor degildir,
buyuk ayriliklar bile, en guzel yerde baslatilsaydi eger.
Utanilacak bir sey degildir aglamak,
yurekten suzulup geliyorsa gozyasi eger.
Yuz kizartici bir suc degildir hirsizlik,
Calinan birinin kalbiyse eger.
Korkulacak bir yani yoktur asklarin,
insan butun derilerden soyunabilseydi eger.
O kadar da yurek burkmazdi alisilmis bir ses,
hicbir zaman duyulmasaydi eger.
Daha cabuk unuturdu belki su sizdirmayan sarilmalar,
kara sevdayla sarip sarmalanmasalardi eger.
Belirsizlige yelken acardi iri ela gozler zamanla,
Oylesine delice bakmasalardi eger.
Cabuk unutulurdu islak bir opucugun yakici tadi belki de,
kalp, gogus kafesine o kadar yuklenmeseydi eger.
Yerini baska seyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylasilmasaydi eger.
Duslere bile kar yagmazdi hicbir zaman,
meydan savaslarinda korkular, aski agir yaralamasaydi eger.
Su gibi akip gecerdi hic gecmeyecekmis gibi duran zaman,
beklemeye degecek olan gelecekse sonunda eger.
O buyuk, o gorkemli son, olum bile anlamini yitirirdi,
yasanilasi her sey yasanmis olsaydi eger.
O kadar da cekilmez olmazdi yalnizliklar,
son umut isigi da sonmemis olsaydi eger.
Bu kadar da isitmazdi belki de bahar gunesleri,
her kaybedisin ardindan hayat yeniden baslamasaydi eger.
Kahvaltidan da once sigaraya sarilmak sart olmazdi belki de,
dev bir ozlem dalgasi meydan okumasaydi eger.
Anilarda kalirdi belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eger.
Uykusuzluklar yikip gecmezdi, kisacik kestirmelerin ardindan,
dokunulasi ipekten bir o kadar uzakta olmasaydi eger.
Issiz bir yuva bile cennete donusebilirdi belki de,
sicak bir gulusle isitilsaydi eger.
Yoksul dusmezdi yillanmis sarap tadindaki siirler boylesine,
kulagina okunacak biri olsaydi eger.
Inanmak mumkun olmazdi her askin bagrinda bir ayrilik gizlendigine
belki de, kartvizitinde "onca ayriligin birinci dereceden failidir"
denmeseydi eger.
Gercekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payini almasaydi eger.
Issizliga teslim olmazdi sahiller, kendi belirsiz sahillerinde amacsiz
gezintilerle avunmaya kalkmamis olsaydin eger.
Sen gittikten sonra yalniz kalacagim.
Yalniz kalmaktan korkmuyorum da, ya canim ellerini tutmak isterse...
Evet Sevgili,
Kim ozlerdi avuc iclerinin ter kokusunu, kim uzanmak isterdi ince
parmaklarina, mazilerinde gorkemli bir yasanmisliga taniklik etmis
olmasalardi eger!!
Monday, November 27, 2006
ben aynaya baktım
Wednesday, November 22, 2006
gün batarken uyumayın!!!
bugün bu vakitlerdi işte, o gün gibi değildi, o gün gibi sevimli...diyordum ya bugün bu vakitlerdi, kapı kapandı, bir kaç adım sesi, merdivenlerden iki tıkırtı, kapı kapandı, kapı kolu kan... içerde 3 lü koltuk başucunda sıralı kırlentler (böyleydi adı yanılmıyorsam) topladım kumada telefon ne varsa üstüme çektim bir battaniye açtım müziği ve kaldımuyuya, ara ara açıldı gözlerim, bir irkilme "yalnızım", boğazımı gıdıklayan bir hüzün hamlesi, tekrar daldım uykuya kapı sesine uyandım, koştum, açtım, ayılmaya çalıştım öte yandan... güneş batarken uyumak fena yapıyor insanı, sersemliyorsun bir yandan bir yandan bütün gece üstüne yapışan bir ağlama duygusu ve "yalnızım" histerisi... hal böyle olunca fikret kızılok'un yetişiyor imdada ve bulunuyor aranan kan taze acı damarlara.
GİDİYORSUn
Gidiyorsun
beni bana bırakıp
ayrılığa katlanıp
gidiyorsun
sen de benim gibi
ayrılığa katlanıp
artık bir derin sızıdır
bize bizden kalan
içimizde saklanan
artık bir ömür boyudur
seni bana çağıran
kalbimin kuytusunda
gece yarıları
sokak lambaları
penceremde meraklı rüzgar
okul çocukları pür telaş insanlar
hiç bir şey olmamış gibi
oysa içimden kopan bir sen değilsin
umutlarım anılarım inançlarım var
kendime gülümseyen bir halim olsa da
için için akan gözyaşlarım var
öyle buyurmuş fikret kızılok ne denir... sadece dinlenir.
Hala Aşk Var mı?
bu toklukta adem n'apar
Esir olmuş televizyon bakar
Külü kalmış ateş masal
akıl vermiş neye yarar
Hapı yutup rüyaya dalar
Bir melek, bir şehir, bir dünya var mı
Bir insan, bir güzel, hala aşk var mı?
gözü döner, adam asar
sonra marsta hayat arar
Canlı yayında şeytanlar
Bir melek, bir şehir, bir dünya var mı
Bir insan, bir güzel, hala aşk var mı?
redd'den red
Tuesday, November 07, 2006
S T N B L . . .
İstanbul aylak serseri, bir telaşı var ama telaşın arkasından gelen herşey aslında bir HİÇ...
bugün ne istediğini bilmiyor ve diğer günlerden hiçbir farkı yok BİLMİYOR...
Bir pazardı ve her pazar gibiydi ama İstanbul için syılamayan zamanlar gibi sanki, cumartesi tatil ve yine sayılamayan günlerde olduğu gibi biraz var ve yok...
İstanbul uykulu, gözleri şiş, hiç uyumamış ya da hiç uyanmamış gibi...
Bugün dünü yarın bugünü özlüyor, biraz sarhoş, biraz berduş... Kendi sokaklarından korkuyor, yürümeyi unutmuş, keşke herşey bu kadar çabuk ve hissiz unutulabilse..
İ s t a n b u l . . . . .
Bir küfür gibi patlıyor deniz, fırtına eşliğinde ve hıncını alıyor istanbul, taşından toprağından... İstanbul bugün korkulu bir rüyadan uyanmış gibi, birşeylerden kaçıyor ve kaçtığı herneyse ona koşuyor gibi.
İstanbul bugün aldatılmış milyonlarca sesi kusuyor gibi.. Aldatılış ağır bir hırka, her elini uzattığında gömüyor derinliğine.. İstanbul bu mevsime yabancı ve üşüyor gibi...





