Thursday, June 14, 2007

evet yaptım

evet yaptım, uzatacam dedim olmadı yapamadım, gittim evvelsi gün kestirdim, annem görseaynı beslemelere dönmüşsün diyecek ben de dicem ki evet yılardır beni beslemedin mi... komik olmayabilir ama ben beni eylendiriyorum. Evet gittim dedim kes kardeşim, kesti, ilk anda sevmedim, uzunlu kısalı garip bişii oldu ama şimdi çok seviyorum, herkes sevsin de istiyorum,şimdi sıra rengine geldi, kızılı da boyadım mı koyu çikolataya ohhhh, canıma değsin, çok cici oldu ve çok da cici olacak bence

Tuesday, June 12, 2007

İ S T İ K B A L M A R Ş I 1

Korkma olmaz bişey sende bu irade oldukça
Sönmez buzdolabının ışığı arıza olmadıkça
O senin payına düşen, pasta börek poaça
O da senin bu da senin hepsi senindir ancak

Yapma kurban olayım spor diyet derken kendine eziyet
Ye pişir, aşır taşır olsun afiyet
Sonra okuma "su içsem yarıyor" diye lanet
Hakkındır yiyecen tabi, yemektedir asıl marifet

Ben ezelden beridir tombuldum tombul yaşarım
Hangi çılgın mutfağıma kilit vuracakmış şaşarm
Kükremiş sel gibiyim, kayberim kendimi üstünden aşarım
Düştümü Şekerim tansiyonum, köşedeki bakkala koşarım

Mabadımın dört yanı olmuşsa hamurdan duvar
Benim o mabada sebep iştahım var
Onların kalorisi varsa yerim yapmam ar
Nolmuş yani beni almazsan yar

NOT: HER HAKKI SAKLIDIR, ÖZÜME AİTTİR, YARIN ÖBÜR GÜN YOK BEN YAZMIŞTIM BENİMDİ OLMASIN,
Sibel SSular

Monday, June 11, 2007

g ö r ü r g ö r m e z, g ö r ü n ü r g ö r ü n m e z...

Bakmak, görmeyee eş değil, görmek bakmaktan muaf, varsın oluversin... Bakmayalım görmeyelim...Kör oldu gözlerim, toz ve duman arasında, ayaklarımızı vurduğumuz yollardan çıkan tozdan, buzdan önümüüzü göremeyişimiz mazeretlerimize denk düşüyor varsın düşsün.
Geldim gördüm baktım bilemedim,
Sordum aradım taradım bulamadım
Döndüm durdum, durdum orda kaldım...
Ben bundan bişii anlamadım.

Monday, May 07, 2007

7 mayıs


tamamen bana özel, tamamen ben..
iyi ki doğdum b en

Thursday, May 03, 2007

1 mayıs vali adamı ve hipopotamlar....

Ülkenin birinde önlem almayı çok seven birileri varmış, önlem alsak da önlem terörü yaşatsak, şu milletin anasından emdiği sütü burnundan getirsek diye bekler dururmuş, işte o gün gelmiş, kendisi ve kolluk kuvvetleiyle beraber başlamışlar malum gün için önlemler almaya, önlem canım şakaya gelmez, ha sıkıyönetim ha önlem, aynı tavada koy yedir. Adam da memleketin valisi, tamamen üst düzey! Düzey üst ama gel gör ki bir insan bir makamda bu kadar sırıtır, ama boşuna değil bu kadar kerestenin yanında sırıtmıyor işte, bize yakışır... Sonra bu vali önlem için kolları sıvamış ama ne önlem, felç etmiş her tarafı, şehir bitkisel hayatta hoş ülke bitkisel hayatta... Aymaz uymaz insan topluluklarından oluşmuş bir memleket. küllen felçliyiz, küllen bitki... Bayram kutlamak üzere hazırlanmış, memleketin dör bir yanından gelmiş binlerce insan... Feribot 3 saat denizin ortasında bekletilmiş e önlem bu ya... Gişelerden binlerce insan ya geri döndürülmüş ya da döndürülmüş (bu döndürme biçimlerine şahit olmuşsunuzdur). Sanırsınız NATO zirvesi, sanırsınız sıkıyönetim ilan edilmiş, sanırsınız bir iç savaş var... Ama öyle demeyelim önlem bunlar, hepsi bizim iyiyliğimiz için... CEENNEMİN YOLLARI İYİ NİYET TAŞLARIYLA DÖŞELİ!!!
Bu önlemlerde bırkın eylemcileri, bırakın kendi vtandaşını önüne ne gelirse sıkı dayaktan geçiriyor polis dedikleri, adamlar japon yapımı (orada yapıldığı için diyorum) robot (robokop) kurup kurup salmışlar, yani durdurulmaları mükün değil. JHani anlatılır da inanılmaz ya hatta şöyle diyenleri dyar gibiyim (keşke bu kısmını sesli aktarabilsem) "ama benci haklılar, sanki adamlar kendiliğinden mi yaptılar, vsvsvsvsvs...." Cevaben ve de bizat tanık olarak aynen öyle oldu, önce alanda sonra karış karış her soskakta gövde gösterileri yaptılar, fırsat bu fırsat güvenlik kuvvetleri ya arkadaşlar, alayınızı s.....cez diyorlar. Şişiliden itibaren araç verilmiyordu kendi yöntemlerimizle geçmeyi denedik, 4000 tane takviye polis ve istanblun tüm teşkilatı buraya aktarılmış, sanırsınız polis bayramı... Bir de arkadaşlar seçilip yollanmış bir hipopotam sürüsü gibiydi, sanki hormon takviyesi almışlar, bu sadece benim fikrim değil birçok arkadaş ki bunalrdan biri rkadaşım ibrahimdi ki ibrahim uzun boylu bir adam saşırmış bu hipopotamalrı görünce... Bunu neden anlattım benim kurduğum birşey deil gerçek budur diye... Alana vardık, sağdan soldan gelinip toplanaca ama ne mümkün 5 kişi toplu halde gelse ya şeltoks sıkıyorlar (biber gazı) ya da alıyorlar ki alsalar iyi, kendi alışkın oldukalrı yöntemle hallediyorlar... Kadınlara küfür ede ede, iteleye kakalaya, tartaklaya tartaklaya uzaklaştırıyorlar. Ya hepsini anladık da turistlerden ne istediniz be manyakalr diye baarmak geldi içimden... Sonra da küsüyoruz dünyaya bizi neden sevmiyorlar diye... Bir kamyon dolusu gaz getirilmiş adamalr doldurup doldurup atıyorlar, eskiden bunlar sıkmalı püskürtmeliydi şimdi menzilli yapmışlar, arka arkaya tak tak tak atıyorar biten zuladan alıp defaalarca atıp durdular.
Taksimin meydanınan ara sokaklarına girdiler sanki böcek avı.. (Bir not, M. Kgil. eşiyle yemek yiyormuş, arkadaşlar cengaver ya, yemek yiyenleri de kaldıracaklar, demiş "noldu arkadaşlar", bu cengaverlerden en cengaveri adamın suratına bir tokat indirmiş, bizim sokakta tüpçüyü çaycıyı dövdüler, hani şöyle cızırtılı bir ses var emiştim ya virütik bir ses " ama haklıla benci" evet nasıl bir haksa bu.. ŞAka gibi ama hipopotam şakası ağır oluyor... Daha bir sürü hafızalar yer edecek görüntüler var ama bu faşist uygulamayla ilk kez karşılaşmadığımız için belleğimiz pislik doldu, bunlaı ne kadar saklar bilmiyorum lakin demem o ki fena oldu çok fena... Önlemler sert oldu be vali adamı. Ama biliyordu bunun böyle olacağını vali adamı, bilerek ve kasten yaptılar.
Vali adamı ve emniyet adamı bundan kıvanç duyuyor. Bakanın biri nereye bakıyorsa artık, arayıp vali adamını önlemlerden dolayı tebrik ve teşekkür etmiş. Sonra vali adamı herzamanki pişkinliğiyle aldığı bir dizi önlemlerden dolayı (dizi dizi tabi bunlar) yaşanan arbedede eylemcileri suçladı, ortalıkta eylemci mi bıraktılar ki suçluyor ve ardından evet bazı güvenlikçiler insan üstü eşit olmayan şiddet kullandı ama genelolarak bişey yoktu gibi aptal salak bir açıklama yapıyor acaba vali adamı ordamıydı, olanları birebir takip etti mi, diye sorasım geliyor. İnsanların ağzı var konuşmak için gözü vr görmek için bu tipler iki işlevi tek bir yerden yapıyorlar doalyısıyla sonuç da kaçınılmaz olarak boktan oluyor....
Kısaca şunu söylemekle sölememk arasında gidip geliyorum ama sanırım söyleyeceğim..

yasal uyarı: vali adamı, hipopotamlar ve bunların şakşakçıları, aramızdalar, heryerdeler...

1 mayıs 2007 (bayramımız kutlu olsun, önlemlerle bayramımızı kutladılar.)

Aşağıda gördüğümüz tüm fotoğraflar, tamamen önlemdendir. Önlem, bunların hepsi önlem.














Tuesday, April 03, 2007

cam

Şimdi bir camın arkasındayım, ne kadar da saydam olsa, içinden geçirdiğimde gözlerimi, aldığım mesafe bir yıl kadar uzun oluyor. Ne cam o kadar saydam ne yol o kadar uzun... Daldığım an baktığım herşeyden o kadar uzk ki işte o bir yıl uzun bir kaç bin zamana bölünüveriyor. Birkaç bin zamana yaptığım beş dakikalık yolculuk.
Bir trendeyim, tren rayalrın garntisinde ben o kaygan zeminin üstünde. Sesler, kıvılcım, ateş...
varır mıyım acaba?

Thursday, March 15, 2007

Çok Geç Kalmış Olmak!!!......................

"Şu anda yarının artık bugün olduğu gerçeğiyle karşı karşıyayız. Çok geç kalmış olmak diye bir şey vardır. Sayısız uygarlığın beyazlamış kemikleri üzerinde şu acıklı sözler yazılı: Çok geç, harekete geçmezsek, merhameti olmadan güce ahlağı olmadan kudrete, kavrayışı olmadan kuvvete sahip olanlar için ayrılmış karanlık zaman koridorlarına sürükleneceğimiz kesin."
M. Luther KING.

Friday, March 02, 2007

NEYDİ!!

Dün lve'yi beklerken, taksim metro girişinin oradaki banklarda oturdum, müzik (cocorosie good friday) eşliğinde, yanımad bir kızceğiz kendi hallerimizde iki iş yorgunuyduk işte. ardından abartılı makyajıyla ve sapsarı saçlarıyla sonradan yaşının 26 olduğunu öğrendiğim ipek (gökhan) isimli şahıs iki iş yorgunu birbirini tanımaz kadının arasına hayat yorgunu olan bir üçncü olarak oturuverdi, rahatsız olmadım olmam da, benim varlığım nasıl bir rahatsızlık değilse onunki de öyle olmalı, ben hep böle düşünürüm nesin ki (neyim) hakir göreceksin, hani şu tasavvuf ehli gibi, topraktan beslenen halk ozanları gibi vs vs, hani şu "mevlam kanat vermiş uçamıyorsun" gibi neyse, dağıldı. insan ne düşünüyorsa nasıl bakıyorsa verdiği elektrik mi cereyan mı ne boksa öle oluyor, çocuk benimle konuşmak istiyor, dedim ya rahatsız olmam ama tedirgin olmadım da değil, çnkü iyi niyet cehenneme yol döşer kendini de onun içine atıverir farketmeden, neyse hasta olduğunu söledi ben aldım buna ilaç verdim, bozuk para istedi verdim, ama bunalrı isterken şunu biliyordum o konuşmak istiyor, birileriyle ve belki hemcinsi gibi gördüğü birine bişiler anlatmak, o kadar iletişimsizler ki aslında, suç onların da değil, korkar olduk sağımızdakinden, solumuzda göğsümüzün altında sakladığımız da kayıtdışı bırakmışız, hep bana derken yetri kadar çalışamadığı için işlevsiz kalmaya başlamış ve belki de yavaş yavaş küfleniyomudur nedir, of yazarken sıkıldım bunu yazmaktan ama yazılası olan şuydu, önyargılarımız kaygılarımız, ezebileceğimizi ne olduğuna bakmadan ezme fütursuzluğu, dünymız merkezimiz ve biz! hayatlarını kuramyanlar, tutunamayanlar, ölümün eceline varamayanlar var bir de dışarıda...
neye sevineceğiz, neye boşvereceğiz, ne zamana kadar çıkamayacağız sırçaköşklermizden....


dedimya sıkıldım yazarken, anlamı da yok zaten... çünkü benim için anlamı olan acının başkaları için neden bir anlmı olsun ki, ama benim canım acıdı dün akşam..
bir de sölemeden geçemeyeceğim tanrı bizleri malların gazabından korusun, hanzoların salyalarından korusun, çünkü onunla konuşurken bir sürü insanın tuhaf bakışları, "nasıl olur " içsesleri ve en trajik olanı da neyseeeeeeeee.........

A M İ N

Thursday, February 08, 2007

YARA

Kör noktalar vardır her aşkta
İnsan doğar ölmez o suçla
Orada o küçük çocukla kalan
Ağlar hayatın sonsuzluğuna
Kim tutar ki elini bir daha
İçini kanatan bir rüya olur bu yara
Bir masalın sonunda ölüme
Aşkını anlatan bir çocuk olur bu defa
Hiç konuşmaz bazen gül susar
Yaprak titrer acıyla düş yanar
Orada o güzel uykuda hüzün
Büyür büyünün sonsuzluğuna

Wednesday, January 31, 2007

SİYAH, KARANLIK, KANLI ELLERİ VARDI ONLARIN!!!!



"DERİN" Sİyahtılar Karanlıktılar Kanlıydı Elleri
O Ellerle kana buladılar...
Bir Ülkede karanfillerle karşılanıyorsa katiller ve kahraman oluyorsa
Akşlanıyorsa ve kanla besleniyorlarsa
nefretle büyütüyorlarsa ezberlerini
Ben yokum ve bu hainlikse
Ben vatan hainiyim....
Ben bu coğrafyayı başka seviyorsam ve onalrın sevgi değirmeninde öğütmüyorsam bu yüzden hainsem
evet ben vatan hainiyim
Utanıyorum
bir atmosferden soluduğumuz havadan, beslendiğimiz topraktan...
ne yazık ki bilmedikelri bişii var toprak kanla beslenmez ve soluduğumuz hava kurşunlarla kirlenir.
"Barışamadık"
ne kendimizle, ne yanımızdakiyle ne önüüzdekiyle ne sağımızdakiyle ne de solumuzdakiyle
kustuklarımız safralarımız ne cı ki kusa kusa bitiremedik.
Utanıyorum
içimizdeki pisliklerden, iflah olmaz nefretlerinden ve iflah olmaz cehaletlerinden..
bugn hala kabulse kurtlar o vadilerinde
uluma sesleri, bir türküyse bu yığının dilinde
ben vatan hainiyim.....
"Bütün insanları dostun bil kardeşin bil kızım
Sevincin ürünüdür inan nefretin değil kızım
zulmün önünde dimdik tut onurunu nefretin önünde eğil kızım"dedi babam bana
bu yüzden de hainsem varsın olayım, bu kadar insan bu yüzden hain ilan edilip hedef oldularsa varsın olalım.....

KARANLIKLAR GAYRİMEŞRU ÇOCUKLARINI ÇOĞALTTIKÇA, BU SERZENİŞ SÜRECEK VE YOLLAR UZAYACAK...!!!!

Friday, January 19, 2007

19 Ocak'ın Getirdikleri

Ben pek hatırlamıyorum, ben doğmadan 7 yıl önceymiş, karlı bir coğrafi koordinatta, dünyaya gelmiş, büyücüler diyarından bir büyü üflenmiş, bundan dolayıdır ki adına da öyle denmiş. 19 Ocak 71, annem bir sancıyla uyanınca yatağından anlaşılmış ki O geliyor!
İşte o tarihten yıllarca sonra doğan ben, bir bahar günü tanıştırılmışım zatımuhterem ile, ben öyle sıradan sade, bir kız bebesi "hııı yine mi doğdu, hıı yine kız, hıı bu ne suratsız geri mi katsak" diye 40 gün 40 gece münazaralar olmuş annesular ile babasular arasında. ama snuç malumunuz burdayım. ama konu ben değilim...
Ne diyordum!
35 yıl önce hşgelmişsin hoş bulmuşsun ki hala burdasın, iyi ki varsın ve hep olasın. Ablamsın benim gülünce karanfiller açan, seni sevmelerin bharındayım düşün ki 4 mevsim var önümüzde, de ki katlanarak büyüyor sevgiler, o ki ordasın burdayım, hep varsın hep varım, demem odur seni çok seviyorum.
Her doğum sancıyla açar gözlerini hayata, sancısız, sızısız uzun yıllar, aslolan mutluluk olsun.
Küresel ısınmaya karşı koyamıyor iklimler milenyumun görkemli çağında, değilmi ki işte yıllara meydan okuyan bir kadın var şarabi makanında ömrünün.



şarabi makam: şrap gibi demek, ben uydurdum

Saturday, December 30, 2006

para? ne ki unuttum

yeni bir yıla giriyoruz, annem hep dua ederdi allam herkese ver bize de ver, ben de dua ediyom, allam herkese ver de bize daha çok verr.
sayısaldan para çıksa diye ümit ederdim ama ben sayısal oynamadım, yeni yıl ikramiyesi bize çıksa diyom ama biletim yok...
para? ne ki unuttum:)))
çok acıklı bir post oldu ama yoooooo, acinin rüzgarı mı bu? hayır artık incinmiyorum, pandispanyanın arasına krema sürülünce, oluyo öyle mi, iç haberimiz yokkkkk!!!!

Tuesday, December 26, 2006

tayinimiz çıksa yine keşke...

Babam yine ''koca müdür'' olsa, emekli olmasa mesela, ya da ben o eski kusmuklu kız olsam bkz: ve babamın her 3 yılda bir tayini çıksa, yine gitsek adını haritalardan bulduğumuz o kasabalara, babam hep memleket dolaylarına tayin istese ama onlar vermeseler, memleketimin atlasında yeni yerler keşfetsek, yine gitsek alışsak ve yine sürseler bizi, evimiz sırtımızda anılarımız cebimizde yaşasak, her gözü yaşlı ayrılıkta olduğu gibi telefonlar kaydedilse, adresler alınsa, yazılacaklarına olan ümitle hep bu devam etse ve aslında gönderilmeyen bir sürü mektup olsa, hafızama kaydettiiğim. ben hastalansam, beni, ellerinde pastayla ziyarete gelen, küçük arkadaşlarım, şirin tarafından 1'er (o,5lt'lik) bardak su ile geri püskürtülse... babam bana yine matematik kitapları alsa ve beni çalıştırsa, sayılara olan küslüğümü bile bile... ben babamı çıldırtsam... gittiğimiz yerlerde aman ne masum bir çocuk demelerine inat içten içe haytalık yapsam, sabah namazıyla evden çıksam akşam ezanıyla girmesem, beş vakit oyun oynasam... Sonra büyüsem, '' aaa ben kızmışım'' demeeme kanıt oluşturacak yeni yetme memelerimi saklamaya çalışsam. O'nun da beni sevdiğini öğrendiğim günkü gibi aynaya baksam, başıboş uzamış saçlarımı toplasam, (gözlerim iyice çekilse) O'nun beni evden almaya gelmelerine eşlik edip okula kadar tek kelime kouşmadan yürüsek. Babam, her sabah bir ayyin edasıyla kutsal bir görev gibi tekrarladığı (bak şu bebelerin güzelliğine , kaşı destan gözü destan elleri kan içinde) şiiri okusa, H. Hüseyini tanısam, bütün insanları dostun bil, kardeşin bil kızım dese, a. Behramoğlunu tanısam, Nazımı, C. S Tarancıyı ve daha bir çoklarını tanısam ve sevsem, babam koksa, yine tüm şiirler...
Her aşk bir ayrılık gizlermiş, bunu daha sonra anladım, o zamanlar bu aşkın sonu evliliğe gider sanıp, küçük kadın olma hevesine eşlik ederken duygularım, ne gam, şimdi evliliklerden kaçıp, büyümüş kadın olmaya korkuyorum.

Wednesday, December 20, 2006

.... .....


O kadar da onemli degildir birakip gitmeler,
arkalarinda doldurulmasi mumkun olmayan bosluklar birakilmasaydi eger.

Dayanilmasi o kadar da zor degildir,
buyuk ayriliklar bile, en guzel yerde baslatilsaydi eger.

Utanilacak bir sey degildir aglamak,
yurekten suzulup geliyorsa gozyasi eger.

Yuz kizartici bir suc degildir hirsizlik,
Calinan birinin kalbiyse eger.

Korkulacak bir yani yoktur asklarin,
insan butun derilerden soyunabilseydi eger.

O kadar da yurek burkmazdi alisilmis bir ses,
hicbir zaman duyulmasaydi eger.

Daha cabuk unuturdu belki su sizdirmayan sarilmalar,
kara sevdayla sarip sarmalanmasalardi eger.

Belirsizlige yelken acardi iri ela gozler zamanla,
Oylesine delice bakmasalardi eger.

Cabuk unutulurdu islak bir opucugun yakici tadi belki de,
kalp, gogus kafesine o kadar yuklenmeseydi eger.

Yerini baska seyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylasilmasaydi eger.

Duslere bile kar yagmazdi hicbir zaman,
meydan savaslarinda korkular, aski agir yaralamasaydi eger.

Su gibi akip gecerdi hic gecmeyecekmis gibi duran zaman,
beklemeye degecek olan gelecekse sonunda eger.

O buyuk, o gorkemli son, olum bile anlamini yitirirdi,
yasanilasi her sey yasanmis olsaydi eger.

O kadar da cekilmez olmazdi yalnizliklar,
son umut isigi da sonmemis olsaydi eger.

Bu kadar da isitmazdi belki de bahar gunesleri,
her kaybedisin ardindan hayat yeniden baslamasaydi eger.

Kahvaltidan da once sigaraya sarilmak sart olmazdi belki de,
dev bir ozlem dalgasi meydan okumasaydi eger.

Anilarda kalirdi belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eger.

Uykusuzluklar yikip gecmezdi, kisacik kestirmelerin ardindan,
dokunulasi ipekten bir o kadar uzakta olmasaydi eger.

Issiz bir yuva bile cennete donusebilirdi belki de,
sicak bir gulusle isitilsaydi eger.

Yoksul dusmezdi yillanmis sarap tadindaki siirler boylesine,
kulagina okunacak biri olsaydi eger.

Inanmak mumkun olmazdi her askin bagrinda bir ayrilik gizlendigine
belki de, kartvizitinde "onca ayriligin birinci dereceden failidir"
denmeseydi eger.

Gercekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payini almasaydi eger.

Issizliga teslim olmazdi sahiller, kendi belirsiz sahillerinde amacsiz
gezintilerle avunmaya kalkmamis olsaydin eger.

Sen gittikten sonra yalniz kalacagim.
Yalniz kalmaktan korkmuyorum da, ya canim ellerini tutmak isterse...
Evet Sevgili,
Kim ozlerdi avuc iclerinin ter kokusunu, kim uzanmak isterdi ince
parmaklarina, mazilerinde gorkemli bir yasanmisliga taniklik etmis
olmasalardi eger!!

CAN YÜCEL!!!

Monday, November 27, 2006

ben aynaya baktım


ben aynaya baktım, kendime konuştum, sözcükler duman oldu çıktı yerlerinden karşısındakine doğru uzandı ve karşımdaki bende yerini buldu, kulaklarım yandı sonra, sonra................

Wednesday, November 22, 2006

gün batarken uyumayın!!!

bugün bu vakitlerdi işte, o gün gibi değildi, o gün gibi sevimli...
diyordum ya bugün bu vakitlerdi, kapı kapandı, bir kaç adım sesi, merdivenlerden iki tıkırtı, kapı kapandı, kapı kolu kan... içerde 3 lü koltuk başucunda sıralı kırlentler (böyleydi adı yanılmıyorsam) topladım kumada telefon ne varsa üstüme çektim bir battaniye açtım müziği ve kaldımuyuya, ara ara açıldı gözlerim, bir irkilme "yalnızım", boğazımı gıdıklayan bir hüzün hamlesi, tekrar daldım uykuya kapı sesine uyandım, koştum, açtım, ayılmaya çalıştım öte yandan... güneş batarken uyumak fena yapıyor insanı, sersemliyorsun bir yandan bir yandan bütün gece üstüne yapışan bir ağlama duygusu ve "yalnızım" histerisi... hal böyle olunca fikret kızılok'un yetişiyor imdada ve bulunuyor aranan kan taze acı damarlara.
GİDİYORSUn
Gidiyorsun
beni bana bırakıp
ayrılığa katlanıp
gidiyorsun
sen de benim gibi
ayrılığa katlanıp
artık bir derin sızıdır
bize bizden kalan
içimizde saklanan
artık bir ömür boyudur
seni bana çağıran
kalbimin kuytusunda
gece yarıları
sokak lambaları
penceremde meraklı rüzgar
okul çocukları pür telaş insanlar
hiç bir şey olmamış gibi
oysa içimden kopan bir sen değilsin
umutlarım anılarım inançlarım var
kendime gülümseyen bir halim olsa da
için için akan gözyaşlarım var
öyle buyurmuş fikret kızılok ne denir... sadece dinlenir.

Hala Aşk Var mı?

çöpü kalmış elma masal
bu toklukta adem n'apar
Esir olmuş televizyon bakar

Külü kalmış ateş masal
akıl vermiş neye yarar
Hapı yutup rüyaya dalar

Bir melek, bir şehir, bir dünya var mı
Bir insan, bir güzel, hala aşk var mı?

gözü döner, adam asar
sonra marsta hayat arar
Canlı yayında şeytanlar


Bir melek, bir şehir, bir dünya var mı
Bir insan, bir güzel, hala aşk var mı?

redd'den red

Tuesday, November 07, 2006

S T N B L . . .

İstanbul bugün yorgun, soğuğun ardından gelen bir rehavet, ne ısınıyor ne de çok bildik bir soğuk.
İstanbul aylak serseri, bir telaşı var ama telaşın arkasından gelen herşey aslında bir HİÇ...
bugün ne istediğini bilmiyor ve diğer günlerden hiçbir farkı yok BİLMİYOR...
Bir pazardı ve her pazar gibiydi ama İstanbul için syılamayan zamanlar gibi sanki, cumartesi tatil ve yine sayılamayan günlerde olduğu gibi biraz var ve yok...
İstanbul uykulu, gözleri şiş, hiç uyumamış ya da hiç uyanmamış gibi...
Bugün dünü yarın bugünü özlüyor, biraz sarhoş, biraz berduş... Kendi sokaklarından korkuyor, yürümeyi unutmuş, keşke herşey bu kadar çabuk ve hissiz unutulabilse..

İ s t a n b u l . . . . .

Bugün sızılı bir kadındı istanbul, neresinden bakarsan bak gözleri taşan bir bulut kümesi, neresinden bakarsan bak bir sis dumanı altında, efkarını öğütüyor gibi..
Bir küfür gibi patlıyor deniz, fırtına eşliğinde ve hıncını alıyor istanbul, taşından toprağından... İstanbul bugün korkulu bir rüyadan uyanmış gibi, birşeylerden kaçıyor ve kaçtığı herneyse ona koşuyor gibi.
İstanbul bugün aldatılmış milyonlarca sesi kusuyor gibi.. Aldatılış ağır bir hırka, her elini uzattığında gömüyor derinliğine.. İstanbul bu mevsime yabancı ve üşüyor gibi...